Sene 2013, ben kendimi aklımın oyunlarına -iç huzursuzluğuma- o kadar rahat bırakıyorum ki o dehlizde kayboluyorum, herşeyle arama kale gibi duvarlar örüyorum, kendimi en dibe itip herkese yabancılaşıyorum ve en son gözüme en net kestirebildiğim şey metro rayları oluyor.
Ama ne gerek..
Son 6 senede geldiğim nokta beni bile şaşırtıyor aslında. Herşey bu kadar kolay olabilirmiş ama ben en en zor yolu seçmişim gibi sanki, öyle geliyor. Günde 22 saat uyumadığım, çok kilo verdiğim, saçlarımın döküldüğü, yüzümde ergenlikte bile çıkmayan sivilcelerle uğraştığım, nefes alsam ölecekmişim gibi hissettiğim, daha doğrusu uzun yıllar hiç bir şey hissedemediğim zamanlardan bu günlere gelebilmiş olmak. Çok düşmek, ayağa kalkamamak, olduğum yerde durmak, yürümeye başlamak, kendimi bulmaya çalışmak, kaybolmak, yanlış şekilde bulmak bir yana dursun, insanın en zoruna giden şey kim olduğunu bulmaya çalışmak asıl. Onlarca soru işaretleri kanca misali asılmışken boynuma ve ben iliklerime kadar ne yapacağımı bilemezliği hissederken, planlarımın hepsi pis suların en dibine düşmüşken, nereden başlamalıydım en doğru adımı atmaya
Yok efendim affetmek, affetmemek, sorularım, alınmayan cevaplar, maruz kaldığım psikolojik şiddet vs artık ne önemi vardı ki? Aradan yüzyıllar geçmiş, o defter kapanmış, kilitlenmiş ve hatta yakılmış, ben büyümüşüm, neyi nasıl yaşadığımın, atlattığımın ya da atlatamadığımın, sonrasının, kimleri sevdiğimin, seviştiğimin ne önemi vardı ki?
Bir önemi yoktu, yokmuş çünkü benim sonsuz tünelimin ucundaki ışık aslında yanı başımdaymış. Bir akvaryuma iki balık koyarsan elbet birbirlerine aşık olur derler ama biz bir akvaryumdaki iki balık değildik; öldü diye farklı klozetlerden atılan ve aynı lağımda buluşan bir çift balıktık aslında.
Daha iyi açıklaması olamaz.
O yüzden yaşadığım iyi kötü her şey için teşekkür de değil ama başka bir kabullenişim var. Bu kadar kaotik yaşamama ve uzun yıllar üstesinden gelememe sebebim daha önce tecrübe edemeyişimdi, her şeyin İLK olmasıydı, ilklerin çok olmasıydı. Aradan çok sene geçti, o zaman 24 yaşındaydım şimdi 32 o çocuksu hassasiyetim, o uçlardaki duygular o iniş çıkışlar hepsi törpülendi. Onlar törpülendikçe ben azaldım ama değil en ufak rüzgarda, fırtınada bile yerimden kıpırdamayacak kadar da daha ağır kaldım.


Geriye dönüp bakınca hepsi rüya gibi geliyor;

verdiği hissiyatı iyi bildiğin ama konusunu unuttuğun o kötü rüyalardan işte.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar